Gülten DAYIOĞLU

Çocuklardan en çok istediğim şey sorgulamaları - Görünüm Gazetesi

Gülten Dayıoğlu, “Gülten Dayıoğlu ile Yüreklere Söyleşi” etkinliği kapsamında Cebeci Kampüsüne konuk oldu. Söyleşinin ardından Dayıoğlu, GÖRÜNÜM’ün sorularını yanıtladı.

Usta yazar Gülten Dayıoğlu, ÇOGEM’in düzenlediği “Gülten Dayıoğlu ile Yüreklere Söyleşi” etkinliği kapsamında Cebeci Kampüsüne konuk oldu. Bugün yapılan etkinliğin ardından Dayıoğlu, GÖRÜNÜM’ün sorularını yanıtladı.

Türkiye’de çocuk edebiyatının önde gelen isimlerinden birisiniz. Çocuk edebiyatına neden ve nasıl yöneldiniz?

Öğretmenliğimin etkisiyle başladım ve çok sevdim. Çünkü öğretmenlik iyi bir kaynaktı benim için. Etrafım çocukla doluydu, onları çok yakından izleme olanağı buldum. Görerek bakmak şart burada. Sokaklar çocuk dolu ama boş boş bakmamak gerek. Ben adeta aç bir haldeydim. Onların üzerine yoğunlaşıp incelemeye, araştırmaya başladım. Bunun da çok yararını gördüm. Çocuk edebiyatı konusunda ayağımın yere basmasını sağladı.

Yazmaya 15 yaşındayken başladınız. O yaştaki Gülten Dayıoğlu ne yazıyordu?

En yakın deneyimlerimi anlatırdım. O yaştan beri sosyal sorunlar üzerine, kadın ve çocuk sorunları ya da yoksulluk gibi, yakından gözlemlediğim olayları yazıyordum öykülerimde.

Bir eğitimci olarak, eğitimdeki eksikliklere dair yazılarınız da yayınlandı. Çocuk eğitimi ve edebiyat ilişkisine dair ne söylersiniz? Günümüzdeki durum sizce nasıl?

Bir türlü öğretim ve eğitimi oturtamadık ülkemizde. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana sayısız kez değişti ve değişik ülkelerden taklitler alındı. Adeta yama yapıldı müfredat programlarına. Eğitim hala oturmadı. Onun yan etkileri olarak da birçok yönde oturmamışlık devam ediyor. Ulusça kitap okuma özürlü oluşumuz da bu eğitimin aksaklığından kaynaklanıyor. Öğretmen okullarında eskiden çocuk edebiyatı dersleri vardı, kaldırdılar. Çok önemli oysa… Öğretmen öğrenecek, o bilince ulaşacak ki çocuğa da anlatsın. Aileler zaten kitap okumuyor.

Çocuk edebiyatı hala gelişmekte olan bir tür hiç dilim titremeden söylerim. Gelişme ivmemiz daha yüksek olabilirdi, olamadı çünkü işi tersten tuttuk. Çocuk edebiyatı beğenilince, ilgi görünce 1979’dan bu yana herkes çocuk kitabı yazmaya başladı ve niteliksiz kitaplar bütün rafları ayrık otu gibi sardı. Halkımız da bilincinde olup seçici davransaydı bu kadar yayılamazdı bu kitaplar. Biz de bu işin ucundan tutmaya çalışıyoruz Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı olarak. Çok güzel kitaplar kazandık 11 yılda. Hayalim odur ki, bu kitapları yeni başlayan insanlar örnek alsınlar.

Üç kuşağın okuduğu bir yazarsınız. Bu üç kuşak arasında farklılık sezdiniz mi?

Tabii ki. İşin zor yanı o. Günün çocuğu ne istiyor diye hep nabız peşinde koştum. Bunu yabancı ülkelerde de hep araştırdım, araştırmaktayım. Çok farklılaştı geçmişe göre. İlk zamanlar köy kökenli çocuklara yazarken sonra tüm dünyada geçen evrensel nitelikteki kitaplara dönüştü yazdıklarım. Ben o kaygıyı hep duydum. Onların düzeyine erişmek için çaba gösterdim. Hala da gösteriyorum.

Çocuklara ne anlatmak istediğinizi belirleyen etkenler, olaylar var mı?

Evet, her kitapta oldu ama bu bir akıl öğretmek, didaktizm değil,altını çizmek. Onu da deneyimlerimi öykülerin arasına sererek vurguluyorum. Kesinlikle eğitmeye çalışmıyorum. Böyle bir olay,konu olduğunun bilincini oluşturmaya çalışıyorum. Çocuk, “Bunu böyle, bunu şöyle yap” denmesini kabul etmez. Kitaplarımda hep dostluk, barış, kardeşlik, paylaşma, sevgi, saygı kavramları var. İnsanı insan kılan ilkeler özümsenmedikçe toplum yozlaştı. Belki bazıları çok tutucuydu uygun değildi çağın koşullarına ama onlar ayıklanabilirdi. Darmaduman olacağına çağa uyarlanabilirdi.

Gençlerde kitap okumaktan ziyade bir şeyler yazma merakı daha yaygın. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Belki içten gelen bir dürtüleri var ki buna yetenek denir, ama kesinlikle sadece yetenek yeterli değil. O yeteneği sürekli beslemek gerek yoksa gelişmez. Düşünün bir bebeği dünyaya getirdiniz. Bu bir annelik yeteneği diyelim. Ona bakıp onu beslemezseniz ölür. Yeteneğini de taze bir bebek gibi severek okşayarak büyüteceksin. Kitapla, hayat deneyimlerinle yapacaksın bunu. Ben inanmıyorum sadece yetenekle olacağına.

Çocukların takip ettiği karakterler artık kitap kahramanları olmaktan çıkarak oyun ve film kahramanlarına dönüştü. Sizce çocuklar kitap kahramanlarını tanıyor mu?

Hayır. Yazarını bile tanımıyorlar. Rüyada gibi çocuklar. Günü birlik yaşıyor, okuyorlar. Derine dalmadan, araştırmadan, irdelemeden… Sonra da unutuyorlar.

Günümüzde çocuk kitaplarında sıkça rastlar olduğumuz bir tehlike var; şiddet ve istismar. Bu durum nasıl aşılabilir?

Günümüzde bir kültür patlaması oldu. Bu kültür patlaması bir yanardağ gibi. İçinden çıkan taşlar çevreye gelişi güzel dağıldı. Kuralı kaidesi olmadan… Hiç kimse bir kuralın peşinden gitmiyor. Her şey rastgele. Yaşamda dağınıklık var çünkü birçok şey olgunlaşmadan deşildi bizde ve olaya tepesinden girdik hazır olmadan. Çok zor bunu engellemek çünkü şiddet ve istismar bütün dünyada yaşam biçimi haline geldi. Filmler, kitaplar, insanlar şiddet içeriyor. Dille tartışma yok çünkü dil yok zaten.

Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı’nın amacı yeni nesil nitelikli yazarlar yetiştirmek. Bu yönde çalışmalarınız da meyvelerini veriyor 11 yıldır. Yeni nesil çocuk edebiyatı yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kimi arayış içinde kiminin çok telaşı var. Bazıları çalakalem aklına ne geliyorsa yazıyor. Diğerleri ise bize kendini sınamak için başvuruyor. Bizim vakfa da herkes eser yollayamıyor, ciddi bir iş yapıyoruz. Bazıları ise hiç o sınamaya girmiyor. Ben yaptım oldu, diyor. Peki, kim denetleyecek? Yayınevlerinin editörlerinin de süzgeçlerindeki delikler çok büyük. Eleğin süzgeciyle kalburunki bir midir? Kalburdan her şey gider aşağı. Onlarda kalbur var.

Son olarak, çocuklara bir mesajınız var mı?

Hayatı hep deneyin. Birinin size anlatmasını beklemeyin. Okuyun, araştırın. Çocuklardan en çok istediğim şey sorgulamaları.

Haber Görselleri