Gülten DAYIOĞLU

Dünyanın geleceğini çocuklara emanet ediyor - Hürriyet


Pandeminin, ekolojik kaygının en çok mağdur ettiği çocuklar ve gençler için umut veren bir roman ‘Yanardağın Yankısı’. Gülten Dayıoğlu’nun romanlarından asla eksik etmediği öğretici tarafı ve umuduyla dopdolu.
Gülten Dayıoğlu’nun 91’inci kitabı ‘Yanardağın Yankısı’ yazarın gençlere, çocuklara biraz da geleceği emanet ettiğini hissettiren bir Roman. İlk romanı ‘Fadiş’in 50’nci yaşını kutladı Dayıoğlu bu yıl. Nesillerce çocuğun ilk okuduğu kitaplar arasında muhakkak bir Gülten Dayıoğlu kitabı vardır. İlkokul öğretmeni olmasından dolayı okurken birazcık da ders verdiğini hep hissettirir.
COVID-19’un yarattığı hisler genellikle umutsuzlukla ilişkilense de Gülten Dayıoğlu biraz da imzası sayılan iyimserliğini, ‘Yanardağın Yankısı’nda da eksik etmiyor. “Yeryüzündeki insanlar, ilk kez Çin’de görülen COVID-19 virüsünün pençesinde kıvranırken, yazılı ve görsel iletişim araçları da salgın haberlerine kilitlenip kalmıştı” sözleriyle başladğı romanda, kahramanımız, 21 Aralık gecesi doğan bir bebek.
O gün, gökyüzünde ışın sarmalları fışkıran bir delik açılıyor. Bu ‘uzay kuyusu’ dünyanın tek gündemi olmuşken Tendürek dağında jilet gibi kesen bir tipi başlıyor, yanardağdan su buharı fışkırıyor. Tendürek’in gümbürtüleri Mencik köyünde yankılanırken, o bebeğin doğar doğmaz attığı çığlık, bu gümbürtüyü bastırıyor. Doğum sırasında köy halkı kararlı: Bu bebek ya acı getirecek ya sevinç. Kafası vücuduna göre büyük olan bebeğin ismi, bakışlarındaki derinlikten etkilenerek Derviş konuyor, sonra Derviş adı çocuğa ağır gelmesin diye bebeğe Dero demeye karar veriyorlar.
Dero hayvanlarla, bitkilerle bağ kurabilen bir Çocuk olarak büyüyor. Bebekliğinden itibaren sanki görünmez varlıklarla iletişim içinde. Vücuduyla, sorduğu sorularla akranlarının ve köy halkının zorbalığıyla karşılaşsa da ailesi hep arkasında duruyor. Okulu bırakıp mağaraya yerleştiğinde de mağaraya internet bağlatılmasını istediğinde de bir dediği iki edilmiyor. Dero’nun doğumdan itibaren üstün zekâlı olduğu kaydediliyor ve devlet tarafından sürekli gözetim altında tutuluyor. Bu okuma yazmayı zor söken çocuk, okula gitmeyi reddetse de bilgiye açlığını doyurmanın yolunu buluyor. Dero okudukça kafası, beyni biraz daha büyüyor. Liseyi dışarıdan bitiriyor, sonra astrofizik okuyor, bu sırada köydeki çiftliğe son teknolojiyle donatılmış bir mandıra kuruyor. Sonunda, askere gitmesi gereken zaman geliyor.
İşte Dero’nun esas sırrı, askeri bir operasyonla Tendürek’in tepesine kurulacak bir radarla ortaya çıkıyor. Dünyanın yok oluşuna karşı oluşan bir yeni insan türevi. Dero zihinsel gücüyle insanların içindeki kötülükle de savaşılabiliyor ve hatta savaş kavramı da unutturuluyor insanlığa. Dero, düşünmeyi unutmuş insanlığa benliklerini yeniden hatırlatıyor. Yok oluş yaklaşırken buna insanların duyarsızlğının neden olduğunu, buzulların nasıl eridiğini, ağaçların nasıl kesildiğini, yaklaşan açlığı anlatırken yine de tüm bunları geri döndürmek için bir umudumuz olabileceğini anlatıyor.
Ergenlik yıllarında ‘Yeşil Kiraz’ı okuyup bir daha unutamayan pek çok kadından biri olarak ‘Yanardağın Yankısı’nı okurken Dayıoğlu’nun bunca yıl sayısız çocuk ve genç tarafından takip edilmesinin nedeninin sadece yarattığı güçlü karakterler değil, içinde bulunduğu çağı, toplumu ve bireyleri dolaysız ve isabetli bir şekilde tahlil etmesiyle de ilgili olduğunu düşündüm. Bazen öğretici tarafı biraz kendi ahlaki doğrularının etrafında, biraz geleneksel ve eski kalsa da Gülten Dayıoğlu, yüz binlerce çocuğun büyürken yanında olan bir yazar ve yarattığı karakterlerin gücü, onları yıllarca aklınızdan çıkarmakta zorlanmanızı sağlıyor, artık ergen değil, kocaman bir insan olsanız da.

Gülten Dayıoğlu
Yapı Kredi Yayınları, 2021
344 sayfa

Haber Görselleri